bu tamamen alışverişte kalabalık mağazanın neden bu kadar tutulduğunu anlamamak, üstelik başka bi mağaza sahibiyken.
15.2.12
zaman geçmez sabah gelmez, anlamak çözmeye yetmez
hani bazen saatlerce, günlerce arayıp bulamadığını annen gelir şıp diye bulur ya, o aranırkenki sinirin aceleciliğin koskoca bi hayalkırıklığı olur ya öyle bi şey olsa yine iyi.
5.6.11
kestirme
ben iğde severim. küçükken iğde ağacının altında oturup oyun oynadığım, sonra da iğde toplayıp benden daha küçük çocuklara dağıttığım günlerim var. dedemin elimden tutup kuruyemişçiye götürmesi, iğde almamız, anneannemin onları soyup bana vermesi ve işte bunların hepsi beynimde gezen tırtıl.
3.6.11
alim eve döner
allah herkese alman çalışkanlığı versin bunu bilir bunu söylerim.
glikozlarının %90'ını çalışırken harcadıkları için çikolata konusunda bu kadar uçmuşlar bence.
daraldım, darlandım valla şu güzelim günlerde. zira geline niye oynamıyorsun demişler, yerim dar demiş. öyle öyle yerimiz dar, çemberimiz küçük.
henüz okula yeni başladığımda, cuma günleri pijama giyip süper baba izlemek beni nasıl mayışık bi mutluluk içine sokuyorsa aynısını dönünce deniycem.
30.5.11
wooden love
yüzyıllardır yazmıyorsam üşengeçliğimin yanı sıra gereksellik ilkesini de sorgulamamdandır. ama şimdi şunu bi netleştirelim festivaller çok güzeldir de bütün gün sos yiyip bira içilmez, sonra domuz gibi kokup tramvayda kudurulmaz. anneniz babanız kızmıyor ama valla ağzınızın ortasına çarpmıyorsam son 20 günün hatırındandır. öte yandan parklar, bahçeler çok güzel azizim çook ok ok yani. yaprakların damarları bile piri reis'in haritası gibi olur mu?
durumlar öyleyken öyle, böyleyken böyle. ben her gün başka bi hali özlüyorum. özlemlerim geçici, özleme halim kalıcı yani. yengeç burcuyum deyip bundan da sıyıramayacağım çünkü abartı bi özlem insanıyım. bi yanım "esenboğa bekle ben geliyorum" derken diğer yanım daha gitmeden buraları özlüyor. e durum böyle olunca dengesizlik had safhada, bireysellik doz aşımı.
tek çocuk musun? diye sorulmaz bana pek. "kaç kardeşsiniz" derler, ayrıca genelde çok güzel ortanca izlenimi veririm. yekpare bi insan olduğum kabul görmüyor da "aa hiç tek çocuk gibi değilsin, ne biliyim yani böyle şımarık filan oluyo ya onlar" denip başka bi canlı türüymüş gibi tasvir yapılıyor. oysa en belirgin özelliği gösteriyorum da hep yanlış iz peşinde olunca katili yakalayamıyorlar. bireysellik şımarıklık ya da eşyalarını paylaşamama değil ki her zaman. tek başına davranma eğilimi, hep bi kendini dinleme isteği, işte tüm hayatım bunlar üzerine kurulu sanki. şimdi bunu da açığa kavuşturduğuma göre başka bir araştırma dosyasında görüşmek üzere.
ve evet interrail yaptım sonunda. huzura acılı, yokuşlu, inişli, yağmurlu, eğlenceli, yemeli, içmeli yollardan ulaştım. yine olsa yine yaparım. yapıcam. norveç'in gözü yaşlı.
22.3.11
anlıyorsun değil mi?
deliler gibi yorulduğum 2 günün ardından anladım ki beni yorulmak mutlu ediyor. aslında üşengeçliğimin ün yaptığı ve adım adım miskinlik ödülü yolunda olduğum herkes tarafından bilinir ama çok başka bi şey var.
annemin "hakkını vermek"le ilgili hep bir uğraşı vardır. bu bazen bi kitabın hakkını vermek, bazen bi ojenin, bi tatilin ya da bi dersin. sonuna kadar irdelemeci, maximum fayda minimum zarar prensibine odaklı bi bakış açısı yani.
sağolsun bu muhteşem (!) perspektif ışığında yetiştirilen çocuk helak olup yorulana kadar tatmin olmuyormuş. e tabi sonrası hep şikayet, hep bıkkınlık.
anneme ettiğim günlük şikayet burda noktalanıyorsa, bu sadece ev hayatına duyduğum özlemdendir. her gün in aşağı çamaşır al, çık yukarı çamaşır as, git alış veriş yap, getir pişir, götür yıka, al at yeterli dersi aldım bence. bi de yüzbininci kez anladım ki kalabalıklarla yaşayacak insan değilim ben.
20.2.11
bugünlerin yarınları var

almanya sokak modasına şöyle bir bakış yapmak isterdim ama öyle paçoz öyle çingene bir akım söz konusu ki o kısmı direk pas geçiyorum.
pazar günü burda her yerin kapalı olması; mannheim sosyetesinin köpeklerini alıp ren nehri kıyılarında anlamsız yürüşler yapmalarının peşi sıra binbir çeşit efsane pastalarını yemeleriyle son buluyor. oysa bizim gibi iki arada bir derede kalmış, 100 tane venn şeması çizsen hep en ortada kalacak olan zavallılar için gün çok sıkıcı.
ece ile akıllara ziyan bir türk kahvaltısı örneği sunduktan sonra, alt kattan ev sahibimizin ağır roman yemeği kokuları gelir gelmez odalarımıza kapandık. 5.90'a aldığım yüz maskesini mi yapmadım, yüzbinlerce evraktan oluşan hazinemi mi düzenlemedim, çamaşırları mı katlamadım, evimizin yegane zengin besini olan narı mı soymadım neler neler yani. ama hiç biri kar yağarken yatakta kaçırdığım türk dizilerini izlemek kadar mutlu etmedi, edemez.
ayrıca burda değişik iş kolları buldum. eğer seneye mezun olup iş bulamazsam burda köşeyi dönmem için çok sebep var. tek engelim ise bu bölgede konuşulan almanca aksanını çok banal bulmam.
bu arada fena cimri bi insan oldum. mannheim beni baştan yarattı. 10 centin değerini bilen, didik didik ucuzluk takip eden bu halimle tüm annelerin örnek evladı oldum. ama gel gör ki quarklı pastalara para dayanmıyor, dayanamıyor.
6.1.11
we are turkish airlines, globally yours
boeinglere biletler alındı, gidiliyor vallahi. uçaktan korkmam, korkup da yanımda sakinleşmeyi bekleyen insanlara da iyi geldiğim söylenemez. ama yine de yalan söylüyorum "merak etme yanında ben varım" diye. son günlerimi "uçak düşer mi, pencere kenarına oturabilir miyim, o gün kar yağar mı?" tasasıyla geçirmek istemiyorum zira.
erasmus tebdili mekandır dedim sözde ama 4 kişi beraber gitmemiz de baya yenilikçi oldu gerçekten. zaten almanya'ya gidiyoruz, ne kadar yabancılık çekip özleyebiliriz bilmiyorum.
bütün bunların yanı sıra hala finallerim devam ediyor, hala proje yapıyorum ve tabi ki hala annem arkamı topluyor. vize evraklarımı hazırlıyor, benim için hostel araştırıyor, erasmus'a gidip dönenleri bulup bilgi alıyor, kendince eksik listesi yapıyor. çok harikulade.
bütün arkadaşlarıma, kuzenlerime, hatta yeni tanıştığım insanlara "ben gidince gelin, gezeriz" diyorum. attendance olmayan okullara güvenim tam çünkü. ipimi koparmışçasına gezeceğim hayalleriyle yaşasam da, her gün seyahat programları izleyip not alsam da 657'ye tabi memur hayatı yaşayacakmışım gibi geliyor. alacağım 5 dersten 4 ü'nün finans olması ve benim sırf finans finaline çalışmamak için şu an bunu yazdığım gerçeği tüm tabloyu yansıtıyor sanırım.
bugün o.t.'nin finalinde bi hastalığın ingilizcesini hatırlayamadım örneğin. sonra sınavdan çıkıp almancasına baktım. böyle de sonuç odaklıyımdır.
7.7.10
13.5.10
vi
grup projelerinde kendi isimlerini en öne yazıp alfabetik sıraya uymayanlara ve sevilen biriyle fotoğraf çekilirken "ay ben sizin yanınızda oluyuum" diye araya girenleri yok etmek dünya barışı için önemli bir adım olabilir.
sonra da asansörde yer verenlere, bir şey düşünce yardım edip alanlara ve kendi fakirliğinden dem vurup, acımamızı beklemeyenlere kırmızı kurdele töreni yapılacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)